Özel Günler

MİRAC GECESİNDEN ALINACAK DERSLER – Doç. Dr. Halil İbrahim KUTLAY


MİRAC GECESİNDEN ALINACAK DERSLER1

Doç. Dr. Halil İbrahim KUTLAY2

Cenab-ı Hak buyuruyor ki:
“Kulunu (Muhammed Mustafa’yı) kendisine bir takım ilahî âyetler gösterelim diye; bir gece Mescid-i Haram’dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir. O, gerçekten her şeyi en iyi şekilde işiten ve en iyi şekilde bilendir”.3

İsra ve Mirac
İsra Suresinin ilk ayetinde işaret edilen, Peygamberimiz’in Mekke ile Kudüs arasında Burak adı verilen binekle yaptığı manevî yolculuk “İsrâ”, Kudüs’ten semalara doğru Cebrail aleyhisselam birlikteliğinde yaptığı ulvî yolculuk ise “Mirac” olarak adlandırılmaktadır. Her mucize gibi İsra ve Mirac mucizesi de gaybe iman imtihanıdır. Nasıl meydana geldiği konusundan çok, niçin meydana geldiği konusunda derin derin düşünmemiz gereken bir mucizedir. İsra ve Mirac mucizesinden alınacak ders ve ibretler manevî hayatımıza yepyeni renk ve anlam katacaktır.

Peygamberimiz’in Mescid-i Aksa’da bütün Peygamberlere imam oluşu
Hicret yolculuğu bir yana; tarihin en mübarek ve en şerefli yolculuğu olan İsra yolculuğu, ehl-i sünnetin selef ve halef alimlerinin, muhaddis, müfessir, fakih ve kelamcıların büyük çoğunluğunun ittifakıyla uykuda rüya şeklinde değil, uyanık halde, ruh ve cesetle birlikte yapılmıştır.4


1 Yeni Dünya Dergisi, sayı 131 Eylül 2004, İstanbul
2 Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Hadis Anabilim Dalı Başkanı
3 İsrâ, 17/1
4 Ebu’l-Hattab b. Dıhye, el-İbtihac fî Ehadîsi’l-Mi’rac: s. 17 (thk. Dr. Rifat Fevzi Abdülmuttalib,
Kahire, 1996)

Rivayetlerde Peygamberimiz’in Mescid-i Aksa’ya vardığında orada bütün Peygamberlere imam olduğu nakledilmektedir. Peygamberimiz’in Mescid-i Aksada bütün Peygamberlere imam oluşunun anlamı gayet derindir. Tarihin en şerefli liderliği olan bu imamette şu noktalar göze çarpmaktadır:

  • Bu imametle; İbrahîmî davetin -İsmail ve İshak şeklindeki- iki merkezinin birleştiği bütün kâinata ilan edilmektedir. İsmailoğulları ve İsrailoğulları arasındaki asılsız ayrımcılık düşüncesi ortadan kaldırılmakta, insanlık İbrahim Ümmetine davet edilmektedir.
  • Hz. İbrahim’den sonra uzun müddet İsrailoğullarına verilen Nebevî Emanet, böylece onlardan alınıp İsmailoğullarına teslim edilmektedir.
  • Nebevî Mesajın bütün cihanı kapsayan, kıyamete kadar devam edecek evrensel bir mesaj olduğu vurgulanmaktadır.
  • Hz. Muhammed Mustafa’nın sadece bir ulusun, bir toplumun, bir bölgenin önderi ve Peygamberi olmayıp bütün insanlığın önderi ve Peygamberi olduğu bir kez daha tescil edilmektedir.
  • O’nun mücerret bir kurtarıcı, filozof, düşünür değil; ilahî mesajı insanlığa sunan en Yüce Peygamber, en büyük manevî lider, Hakka Davet eden en mükemmel davetçi olduğu ortaya konulmaktadır.

Mirac: Semalara yükseliştir.
Kudüs’den sonra Cebrail (s.a.v) ile birlikte semalara yükselen Peygamberimiz (s.a.v), Sidretü’l-Münteha denilen yere kadar yolculuğa Cebrail (s.a.v) ile birlikte devam etti.

“Sonra Cebrail beni dünya semasına çıkardı. Oradaki kapılardan birini çaldı. Melekler Cebrail (a.s)’e:

  • Kimsiniz?, diye sordular. O:
  • Cebrail, diye cevap verdi. Melekler:
  • Yanındaki kim? dediler. Cebrail (a.s):
  • Muhammed’dir, dedi. Melekler:
  • Peygamber olarak gönderildi mi? dediler. Cebrail (a.s):
  • Evet, dedi. Melekler gelişimizden memnun olduklarını ifade etmek üzere:
  • Hoş geldiniz. Safalar getirdiniz, dediler.

Peygamberimiz (s.a.v), bundan sonra bir rivayete göre; Birinci semada Hz. Adem (a.s), ikinci semada Hz. Yahya ve Hz İsa, üçüncü semada Hz. Yusuf (a.s), dördüncü semada Hz. İdris (a.s), beşinci semada Hz. Harun (a.s), altıncı semada Hz Musa (a.s), yedinci semada Hz. İbrahim (a.s) ile görüşmüştür.

Mirac gecesi Arş’ı, Kürsî’yi, Cennet’i, Cehennem’i ve ilahî azameti müşahede eden Allah Rasûlü (s.a.v), dünyada hiçbir beşere, hatta hiçbir Peygambere bile nasib olmayan en üst dereceye de erişti: Cenab-ı RabbülAlemîn’i gördü. Bizzat Cenab-ı Hakdan aracısız doğrudan vahy aldı. Ümmeti için yalvarış ve yakarışta bulundu.

Mirac Gecesi hediyelerinden biri: Namazın Farz Kılınması:
Mirac Gecesinin manevî hediyelerinden biri, beş vakit namazın bu gece farz kılınmasıdır. Bundan böyle Namaz ve Mirac birlikte anılacak, Namaz mü’minin miracı olacaktır.

Namaza duran mü’min kul, namazda Rabbisinin huzuruna durmuş olmaktadır. Mü’min, kıldığı namazı Cenab-ı Hakka yükseliş ve mirac olarak görmekte, Rabbisine o şekilde iltica etmektedir.

Mirac gecesinde Ümmet-i Muhammede ilk olarak elli vakit namaz farz kılınmıştı. Peygamberimiz (s.a.v), ümmetine takdim edilen bu mübarek hediye ile dönerken altıncı semada Hz. Musa’ya (a.s) uğramıştı. Hz. Musa’nın (a.s):

“Senin ümmetin buna dayanamaz, Rabbinden ümmetin için bunu hafifletmesine iste”, şeklindeki uyarısı üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v), Cenab-ı Hakdan bunun hafifletilmesini taleb etmiş, iki Yüce Peygamber arasında birkaç defa tekrarlanan bu görüşme ve Peygamberimiz’in Cenab-ı Hakka arzı sonucunda elli vakit namaz beş vakte indirilmiştir. Ancak hadis-i kudsîde bu beş vakit namaza elli vakit sevabı verileceği bildirilmiştir:

“Benim nezdimde ezelî söz değişmez. Namaz, Levh-i Mahfuzda senin üzerine farz kıldığım gibi elli vakittir. Ancak her haseneye on misli ile karşılık verilir. Dolayısıyla beş vakit namaz Levh-i Mahfuzda elli vakit sayılır. Kim bu beş vakit namazı inanarak ve sevabını sadece Allahtan bekleyerek kılarsa ona elli vakit namaz sevabı verilir”.5

Bazı modernistler tarafından elli vakit namazın beş vakte indirilmesi ile ilgili hadis-i şerife “İsrailiyyat” diye itiraz edilmesi anlamsızdır. Bu hadis-i şerifteki iki Yüce Peygamber arasında geçen anlamlı görüşmenin “senaryo” şeklinde nitelendirilmesi ise tek kelimeyle çirkin bir yakıştırmadır.

Bu hadis-i şerifte iddiaların aksine Hz. Musa (a.s) yüceltilmemiş, bilakis Peygamberimiz (s.a.v) yüceltilmiş, Sevgili Peygamberimiz’in ümmetine duyduğu sonsuz güven ifade edilmiştir. İsrailoğullarından çok ızdırap ve sıkıntı çeken Hz. Musa (a.s), bu acı tecrübesine dayanarak Muhammed Ümmeti hakkında da benzeri kanaat ortaya koymuştur. Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz’in üstün manevî derecesi yanında ilahî takdir ve emirlere tam teslimiyeti ve ümmetine duyduğu güven vurgulanmaktadır.


5 Buharî,“Menakıbu’l-Ensar”, 42; Müslim, “İman”, 164

Peygamberimiz’in (s.a.v) son arzından sonra Cenab-ı Hak tarafından namaz beş vakte indirilmiş, bunun üzerine Hz. Musa (a.s), Efendimiz’e yine:
-“Rabbine dön, Ümmetin için bunu hafifletmesini iste”, demişti. Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Musa’ya hitaben;
-“Ben, Rabbimden birkaç defa hafifletme istedim. Ama artık istemekten haya ediyorum. Ben şimdi razı olup teslim oluyorum, demiştir. Bu ifade Peygamberimiz’in yüce makamını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Mirac Gecesi Hediyelerinden biri: “Âmene’r-Rasûlü…”

Bu mübarek geceden alınacak derslerden biri, Bakara Suresinin son iki ayetinin (Âmene’r-Rasûlü…) bizzat Cenab-ı Hak tarafından hiçbir aracı olmaksızın doğrudan Peygamberimiz’e bu gece vahy edilmiş olmasıdır. Bu ayetlerin böyle çok özel bir şekilde vahy edilmiş olması çok anlamlı olmalıdır. Bu özel durum, bu ayetlerin manası üzerinde önemle durulmasını gerekli kılmaktadır.

Bu iki ayetin sonunda mü’min kul, “Bizi affet!.. Bizi bağışla… Bize rahmetine eriştir’..” dualarından sonra “Ente Mevlânâ: Bizim Mevlâmız (tek dostumuz) sadece Sen’sin.” ifadesiyle imanını ve Allah’a bağlılığını bir kez daha yenilemekte, kâfirlere karşı kinini ve hıncını tazelemektedir.

Geceleyin bu iki âyeti okuyup “Kâfirler topluluğuna karşı Sen bize yardım eyle Allahım!..” diyerek yatağına yatan Müslüman, ertesi gün bu imanla ve bu kararlılıkla yeni bir hayata başlamaktadır. Bu âyetler, kâfirler topluluğu ile mücadelenin kıyamete kadar devam edeceğini, bu durumda mü’min kulun daima ilahî yardım ve zaferi talep etmesi gereğine işaret etmektedir.

Bu iki ayetin bir başka özelliği ise şu hadiste açıklanmaktadır: “Allah yer ve gökleri yaratmadan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. Bu kitaptan iki ayeti Bakara Suresinin sonuna koydu. Bir evde üç gece bu iki ayet okursa o eve şeytan yaklaşmaz”.6

Peygamberimiz (s.a.v) bu ayetlerdeki mananın tazeliğini devam ettirebilmek için her akşam okunmasını tavsiye etmekte, Âmene’r-Rasûlü.. hakkında; “Kim, bir gece Bakara Sûresinin sonundaki iki ayeti okursa bu iki
ayet o kimse için yeterlidir”,
7, buyurmaktadır. Hadiste geçen “Bu iki âyet, o kimse için yeterlidir”, ifadesi; bu ayetleri okuyan kimse o geceyi ihya etme sevabı alır, o geceyi güzel bir şekilde değerlendirmiş olur, ya da o gece ölürse imanla ölür, şeklinde açıklanmıştır.


6 Tirmizî, “Sevabü’l-Kur’an”, 4

7 Buharî, “Fezâilü’l-Kur’an”, 10; Müslim, “Salâtü’l-Müsafirîn”, 255

Mirac mucizesi, tam teslimiyetle anlaşılacak bir olaydır.

Mirac nucizesi, Hz. Ebubekir’in Sıddık Makamına erişmesine, Allah Rasûlünün kendisine “Sıddık” lakabı vermesine vesile olmuştur. Bazılarının tamamen kıt akılları ve yetersiz mantık anlayışları çerçevesinde düşünüp inkâra yeltenmeleri ve bu gaybî imtihanda başarısız kalmaları çok acıdır.

Peygamberimiz (s.a.v) Mirac gecesinde gördüklerini, Kudüs’e gidip geldiğini o gün Mekkelilere anlatmış, Mekkelilerin Mescid-i Aksa ile ilgili sorularına istisnasız doğru cevaplar vermişti. Buna rağmen Mekke müşrikleri Efendimiz’in anlattıklarını akıl ve mantık dışı bulup kabul etmediler. Bazı müşrikler fırsatı ganimet bilip Hz. Ebubekr’e geldiler. Ona:

  • Arkadaşından haberin var mı? Arkadaşın bu gece Mescid-i Aksaya gittiğini, orada namaz kılıp Mekke’ye geri döndüğünü iddia ediyor Sen ne dersin? Buna da mı inanacaksın? dediler. Hz. Ebubekir (r.a) hiç tereddüt etmeden, Peygamberimiz’e sorma ihtiyacı bile hissetmeden:
  • Bunları O mu söyledi?.. dedi. Müşrikler:
  • Evet, dediler. Hz. Ebubekir (r.a): – Şehadet ederim ki, eğer O söylediyse mutlaka doğru söylemiştir, diye cevap verdi. Müşrikler:
  • Bir gecede Mekke’den kalkıp Şam diyarına, Kudüs’e gidip sabah olmadan Mekke’ye döndüğünü de mi kabul ediyorsun? dediler. Hz Ebubekir (r.a):
  • Evet. Ben bundan daha ilerisini de tasdik ediyorum. O’nun semadan getirdiği haberleri de doğruluyorum, dedi.

Müşrikler bu iman, teslimiyet ve bağlılık karşısında donakalmışlardı. Efendimiz (s.a.v) bu durumdan memnun kalmış, ona “Sıddık” lakabını vermişti.

Mirac olayı, bize Hz. Ebubekir misali sağlam bir imana sahip olmamız gereğini hatırlatmaktadır. Dar ve sığ mantık ölçüleriyle kavranamayan bu ve benzeri nebevî mucizeleri inkâr yoluna gitmek bizim imanımızı zedeleyecektir.

İsra ve Mirac Olayı, Filistin’i Ümmetin gündeminde tutmalıdır.

Her yıl 27 Receb Gecesi hatırlanan, İsra Suresinin ilk ayetinde (Leylen) kelimesiyle zikredilen o mübarek ve feyizli İsra–Mirac Gecesi, Mescid-i Aksa’yı ümmetin gündeminde canlı tutmalıdır. Filistin, İslam vatanının en mukaddes topraklarından biridir. Filistin’in işgali, bütün İslam Dünyasının işgalidir. Mescdi-i Aksa’nın boynunun bükük olması, İslam ümmetinin boynu bükük olması demektir.

İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa, gönüllerimizde ilel-ebed yer alacak, onun İsra Suresi’nin ilk ayetinde bildirilen bereketli, verimli, feyizli, mübarek çevresi İslam Ümmeti nazarında o maddî değerini ve manevî faziletini daima koruyacaktır. O mübarek topraklarda, o bereketli iklimde, Mescid-i Aksa harem’inde kan döken caniler; savunmasız masum çocukları ve kadınları öldüren vahşiler bütün insanlık tarafından lânetlenecektir.

Mahcup ve mahzun bakışlı Mescid-i Aksa’nın kanlı hüzün gözyaşları döktüğü, mübarek çevresinde oluk oluk Müslüman kanının döküldüğü, Filistin’in terörist ve anarşist Siyonist güçler tarafından işgal edildiği şu günlerde; İsra ve Mirac Gecesi’ni duygusuz, heyecansız ve duyarsız bir şekilde kutlayanlar, böyle bir gecede ağlamak şöyle dursun gözleri bile yaşarmayanlar Allahın huzurunda nasıl hesap vereceklerdir?

Kaldırın ellerinizi semaya.. yalvarın müslümanlar… Sahip çıkamadığımız Mescid-i Aksa’nın, Peygamberler Diyarı Filistin’in hain ve cani düşman çizmeleriyle ezilmemesi için… Siyonist zalim ve acımasız yahudi karşısında İslam ümmetinin birleşmesi için dua edin… Duada cimrilik yapmayın… Filistin’li kardeşlerinizi yalnız bırakmayın..

Mü’minin kanı Allah nezdinde çok değerli ve mukaddestir. Sadece bir mü’minin kanına girmeleri sebebiyle Allah bu konuda hissesi olan herkesi cezalandıracaktır. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Yeryüzünde ve göklerde bulunanlar bir müslümanın kanını dökmek için birleşseler, sadece bir mü’minin kanı sebebiyle Allah hepsini Cehennem’e döker”.8

Bir mü’minin kanının dökülmesi, bir müslümanın öldürülmesi Allah nezdinde bütün dünyanın yok olmasından daha kötü ve daha önemlidir. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Bütün dünyanın yok olması, Allah nezdinde bir mü’minin öldürülmesinden daha basittir”. 9

Filistin’de her gün müslüman kanı dökülüyor. Gelin .. ne Filistin’de ne de İslam dünyasının bir başka yanında müslüman kanı akmaması için gönülden dua edelim. Gücümüzü, gayretimizi, bilgimizi İslam Ülkelerinin Barışı, İslam birliği için birleştirelim. Mirac Gecesi bu şuurun kökleşmesi için vesile olsun.

Ya Rabbi!.. Bizlere Filistin’de, Irak’ta, Suriye’de, Yemen’de, Keşmir’de, Myanmar’da, Afganistan’da, Doğu Türkistan’da… İslam Dünyasının değişik bölgelerinde akan müslüman kanını durduracak bir güç ve şuur ihsan eyle…


8 Tirmizî, “Diyât 8” (1398)

9 Tirmizî, “Diyât”, 7 (1395)

Comment here